29 Temmuz 2016 Cuma

Bir Stephen King Bilimkurgusu: The Tommyknockers


Korku edebiyatı denince akla gelen ilk isimler arasında yer alan Amerikalı yazar Stephen King günümüzün en popüler yazarları arasında yer almakta. 2015 yılında Amerikan Hükümeti’nin Ulusal Onur Madalyası’yla ödüllendirdiği King oldukça üretken de bir yazar. İlk romanı (Carrie / Göz) 1974’te yayımlanan Stephen King, küçük bir çocukken yazıp annesine sattığı Tavşan Trick ve arkadaşları hakkındaki öykülerden bu yana dur durak bilmeden romanlar, öyküler kaleme almaya devam ediyor.

Kabul etmek gerekir ki King’in yazdığı birçok şey insanın tüylerini ürperten cinstendir. Geçirdiğiniz araba kazasının ardından sizi hastaneye götüreceğine evinde tutsak eden bir hayranınız olduğunu (Sadist), kasabanıza kan emici bir yaratığın taşındığını (Korku Ağı), içi canavarla dolu bir sisin ortasında kaldığınızı (Sis), lanetli bir mezarlığa gömdüğünüz ölünün akşam kapınızı çaldığını (Hayvan Mezarlığı), kuduz bir köpek sizi parçalamak isterken fırın gibi ısınan bir arabanın içinde mahsur kaldığınızı (Kujo) düşünün. Bunlar elbette kâbus gördürücü türden şeyler. Ancak şunu belirtmek gerekir: King iyi bir korku yazarıdır ama yalnızca bir korku yazarı değildir. King’i yalnızca korku yazarı olarak etiketlemek ona büyük haksızlık olur.

Stephen King kendi değişiyle aklına gelen her konuda yazar. Hal böyle olunca bilimkurgu türünde de eserler vermesi şaşırtıcı değildir. Bu eserler arasında yer alan The Tommyknockers’da (Şeffaf / Altın Kitaplar) King, tıpkı Dreamcatcher’da (Rüya Avcısı / Altın Kitaplar) olduğu gibi insanlığı, bir uzaylı tehlikesi ile karşı karşıya bırakır.

Yazının devamı Bilimkurgu Kulübü'nde: 
Bir Stephen King Bilimkurgusu: The Tommyknockers

18 Nisan 2016 Pazartesi

Frankenstein'ın Sineması (Yazı Dizisi)

Gotik bir romanın sayfalarından fırlamışa benzeyen kasvetli bir yaz gecesinde, Cenevre Gölü kıyısında bulunan Diodati Villası’nda beş kişi bir araya gelir. Bu kişiler ozan Lord Byron, Byron’ın yakın dostu Dr. John Polidori, Byron’ın sevgilisi Claire Clairmont, bir başka ozan olan Percy Bysshe Shelley ve yakın bir zamanda onun eşi olacak on sekiz yaşındaki Mary Goodwin’dir. Birbirlerine hayalet hikâyeleri okurlarken Lord Byron bir yarışma teklifinde bulunur. Acaba aralarında, en korkunç hikâyeyi yazmayı kim başaracaktır? Doğumundan hemen sonra annesini kaybeden ve felsefeci bir babanın elinde büyüyen Mary, elbette dostlarından geri kalmak istemez ve gördüğü bir kâbustan da etkilenerek ileride bir edebiyat klasiği olacak romanı yazmaya koyulur. Bu romanın adı Frankenstein Ya da Modern Prometheus olacaktır. Bu isim Shelley’nin ilk kez 1818’de yayımlanan romanına gayet uygundur. İlk insanı yaratan ve ateşi çalıp ona armağan eden Prometheus gibi, türünün ilk örneği olan bir canlı yaratan Victor Frankenstein da yaptığının bedelini ağır ödeyecektir.

Frankenstein Ya da Modern Prometheus her ne kadar korku ve dehşet edebiyatına dâhil edilse de, kökleri bilimkurgu edebiyatının topraklarında kök salmış bir eserdir. Mary Shelley’nin entelektüel bir çevrede yetişmiş olduğunu unutmamak gerekir. Charles Darwin’in dedesi olan Erasmus Darwin ve ölü kurbağalar üzerinde elektrikle deneyler yapan İtalyan fizikçi Luigi Galvani gibi bilim insanlarının çalışmalarından etkilenen Shelley, daha önce yazılan gotik ve fantastik eserlerden farklı olarak, romanını, bilimsel bir tema üzerine oturtmuştur. (Romanının kahramanı Victor Frankenstein çocukluğunda ağaca düşen bir yıldırıma şahit olunca elektriğin gücünü keşfeder. O sırada yanlarında bulunan bir doğa filozofunun elektrik akımı ve galvaniz üzerine olan düşünceleri de onda büyük merak uyandırır. Bu tecrübeler, gelecekte yapacağı ölü bir insana hayat verme deneyinin kapılarını açmış olur.) Roman bu özelliği ile bilimkurgu edebiyatının öncülerinden sayılır. Ayrıca roman insanın kederini, kendisine ve içinde bulunduğu topluma yabancılaşmasını gözler önüne seren bir metin olarak da okunabilir.

Frankenstein'ın Sineması, Bölüm -1-
Frankenstein'ın Sineması, Bölüm -2- 
Frankenstein'ın Sineması, Bölüm -3- 

Altın Madalyon Online Dergi, 8. Sayısıyla Karşınızda!


Altın Madalyon E-Dergi 8. sayısıyla karşınızda! Bu sayıda ben de Rüzgarın Fısıldadıkları adlı korku öykümle yer aldım. Ayrıca yıllar evvel yazdığım Doğum adlı öykümün çizgi dizi versiyonu olan Kan Yaşamdır da 3. bölümüyle derginin sayfaları arasındaki yerini aldı. Harika çizimleriyle öyküme farklı bir boyut katan Abbas Bağca'ya bir kez daha teşekkür ederim. Bu sayının kapak çizimi de kendisine ait. 

Dergiyi masaüstünüze indirmek için:

20 Mart 2016 Pazar

Grev (Öykü)


Rasim Usta perdeyi aralayıp sokağa baktı. Gelen giden yoktu. Öylece oturacağına kendini oyalasa fena olmayacaktı. Heyecandan eli ayağı titriyordu. Türk Sanat Müziği kanalını açıp bet sesiyle mekanik soliste eşlik etmeye başladı. Mekanik otuz yaşlarında görünüyordu. Kumral saçları özenle taranmıştı. Üzerindeki ceket ışıkların altında parıldıyordu.

Rasim Usta bir mekaniğin şarkıları böyle içten okuyabilmesine hep şaşırmıştı. Tamam, görünüş olarak bize benziyor olabilirlerdi, ama bu makine oldukları gerçeğini değiştirmiyordu. Ve makinelerin duyguları olamazdı.

Gerçekten de olamaz mıydı?

Buna inanması öyle güçtü ki.

Rasim Usta televizyonu kapatıp kol saatine baktı. On ikiyi beş geçiyordu. Nerede kalmıştı bunlar? Belki de vazgeçmişlerdi. Keşke, diye geçirdi içinden. Nasıl olmuştu da bulaşmıştı bu işe? Niye hayır diyememişti ki? Dile kolay, tam yirmi üç yıl ekmeğini yemişti fabrikanın. Altı ay önce ellerine üç kuruş sıkıştırıp o da dâhil herkesi işten çıkarmışlardı gerçi. İşçiler perişan olmuştu. Çoğu hala işsizdi. Aralarında yeni baba olanlar da vardı, yeni evlenenler de. Yine de o gece yapacakları şeyi haklı çıkarmazdı bunlar.

Tam o sırada sokağa bir araba saptı. Onlar olmalıydı. Demek vazgeçmemişlerdi. Rasim Usta’nın kalbi hızla çarpmaya başladı.

...

Öykünün devamı Bilimkurgu Külübü'nde:
Grev

13 Şubat 2016 Cumartesi

Spare Parts: Bir Başarı Öyküsü


Senaryosunu Elissa Matsueda’nın yazdığı ve yönetmenliğini de Sean McNamara’nın üstlendiği 2015 yapımı Spare Parts, insanın kalbine dokunan ve ilham verici hikâyesiyle seyredilmeyi sonuna kadar hak eden bir film.

Yazının tamamı Bilimkurgu Kulübü'nde:
Spare Parts: Bir Başarı Öyküsü

12 Şubat 2016 Cuma

Gereksiz Adam (Öykü)


Kemal kapının eşiğinde dikilen karısına baktı. Selime’nin yüzü solgundu. Her an bayılacak gibi durmaktaydı. Yine de gülümsemeye çabalıyordu. Kemal de zoraki gerdi dudaklarını.

Her şeyden habersiz Rüzgâr dışarı fırlayıp babasının üzerine tırmandı.

“Bana bisiklet alır mısın baba?”

Kemal alırım demek istedi, diyemedi. Daha beş yaşında olan oğlunu kandırmayı kendine yakıştıramamıştı.

“Şu karşı evdeki çocuğun bir bisikleti var baba, öyle hızlı gidiyor ki… Bak böyle.”

Çocuk kucaktan inmiş, hayali bisikletini sürmeye başlamıştı. Kemal bembeyaz bir suratla izliyordu onu. Selime fırladı, çocuğu kolundan tuttuğu gibi yanına çekti. Rüzgâr neye uğradığını şaşırmıştı. Bir annesine, bir babasına bakıyordu. Yanlış bir şey mi yapmıştı acaba?

Kemal karısına sımsıkı sarıldı. Sonra neler olup bittiğini anlayamayan oğlunu öptü, öptü, öptü… Çocuk kıvırcık saçlarını babasından almıştı. Kemal çocuğun kıvırcık saçlarını karıştırdı. Sonra doğruldu, önünden defalarca kez geçtiği halde içine hiç girmediği penceresiz binaya doğru yola koyuldu.

Selime onu gözden kaybolana dek izledi. Onlar tarafından çağırılıp geri dönen biri var mıydı? Hafızasını zorladı. Bir kişi bile umudunu korumasına yeterdi. Ama yoktu. Tek bir kişi bile yoktu.

...

Öykünün devamı Bilimkurgu Kulübü'nde:

27 Aralık 2015 Pazar

Yirmi İkinci Yüzyılda Bir Aldatma Hikâyesi


Kadın havada süzülen koltuğa oturdu, bir bacağını diğerinin üstüne atıp bir sigara yaktı. Bacağını salladıkça altındaki koltuk aşağı yukarı yaylanıyordu.

“Beni şununla aldattığına inanamıyorum. Hiç olmazsa… Ne bileyim… Nefret ediyorum senden.”

“Sevgilim önce bir sakinleş istersen. Hem sigara içmemelisin. Yani… Sigaranın sana ne kadar zararlı olduğunu biliyorsun.”

Kadın adama inat derin bir nefes çekti sigaradan. Duman önce kulaklarından, sonra da gözlerinden çıkmaya başladı. Sanki bana bir şey olursa bunun tek suçlusu sensin demek istiyordu.

“Bunu yaptığına hala inanamıyorum. Bu… bu bir şaka olmalı.”

“Çocukluk ediyorsun.”

“Haydi söyle, sana iyi bir eş olamadım mı? Yatakta seni mutlu edemiyor muyum? Söyle, bilmek istiyorum.”

Adam ne diyeceğini şaşırmıştı.

...

Öykünün Devamı Bilimkurgu Kulübü'nde:

26 Aralık 2015 Cumartesi

Bir E.T. Hikayesi: Super 8


Çocukken hep havalı bir odam olsun isterdim. Duvarlarında korku filmi posterlerinin asılı durduğu; geceleri penceresinden atlayıp kaçabileceğim; oyuncak askerler, figürler, çizgi romanlar ve bunlara benzeyen daha bir sürü şeyle dolu bir oda. Bu havalı oda hayali nereden mi çıkmıştı? Tabii ki 80’lerin son yıllarında ve 90’ların başında videokasetlerden izlediğim filmlerden. O yıllarda, bir grup çocuğun arkadaşlıklarını ve maceralarını anlatan her filmde, hayalimi daha da alevlendiren bir oda mutlaka olurdu. Çocukların okul çıkışlarında toplandıkları, kurabiye yiyip limonata içtikleri, hayaller kurdukları, bir serüvene atılmadan önce son planlarını yaptıkları sihirli bir mekân.

Maalesef bırakın böyle havalı bir odayı, bir odaya sahip olmak için bile epey bir zaman beklemem gerekecekti. Yine de şanslı bir çocuktum. Belki odam yoktu, ama çok ses çıkaran elektrik süpürgemize karşı savaşımda bana yardımcı olan büyük bir topum ve telsizcisinden paraşütçüsüne sağlam bir ordu oluşturan oyuncak askerlerim başta olmak üzere bir dolu oyuncağım vardı.

Yazının tamamı Bilimkurgu Kulübü'nde:
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...