29 Eylül 2012 Cumartesi

'Lili': Kaybettiğimiz Masumiyetin Filmi

 
Sonu en başından tahmin edilse de, yüzümüzde sürekli bir tebessümle seyredeceğimiz, kaybettiğimiz masumiyeti bize hatırlatacak harika bir klasiktir “Lili”.
 
Yazıya ulaşmak için:

'Lili': Kaybettiğimiz Masumiyetin Filmi - Milliyet Sanat / Art Blog

Yolcu (Öykü - Bölüm 2/8)

Bir su birikintisinin içinde, kendi kanının tadıyla uyandı. Burnundan sızan kan dudağının üstünde kurumuştu. Tıkalı burnu yüzünden zorlukla nefes alıyordu. Sağ elinin işaret parmağı diğerlerinin iki misli olmuştu ve tırnağı yarısından kopmuştu. Onu oraya atmışlar mıydı, yoksa yürüyerek buraya kadar gelip bayılmış mıydı? Hatırlamıyordu. Tek hatırladığı fotoğraflardı. Melek kadar güzel bir kadının fotoğrafları. Onlar yüzünden dayak yemişti. Hatta dayaktan da öte ölesiye dövülmüştü ve belki de getirilip bu pis su çukurunun içine atılmıştı.

Daha önce de dayak yemişti. Bir kez kolunu kırmışlardı.  Hatta iki kez de bıçaklanmıştı, ama bu en beteriydi. Canının hiç bu kadar fazla yandığını hatırlamıyordu. Tüm vücudu uyuşuyordu. Nefes alıp vermeyi kesmek istiyordu. Kesip ölmek. Acısı dayanılmazdı.

Acıdan içi geçti. Tekrar bayılacaktı ki bir ses duyunca biraz olsun kendine geldi. Ses gittikçe yaklaşıyordu. Ve hayatında ilk kez dua etti. Bir daha hırsızlık yapmayacaktı. Asla! Küfür bile etmeyecekti.

Lütfen, diye düşündü. Lütfen birisi beni buradan kurtarmaya gelmiş olsun. Yalvarırım. Lütfen, lütfen, lütfen, bir daha asla…

Ses daha da yaklaştı ve…

22 Eylül 2012 Cumartesi

Yolcu (Öykü - Bölüm 1/8)

Yağmurlu Bir Gece 

1
Karanlık bir göğün altında, çevresine hayrı olmayan bir sokak lambasına dayanmış iki eli cebinde ıslık çalıyordu. Rüzgâr hızını artırmaya başlamıştı. Havlama sesinden geçilmeyen sokak o gece sessizdi. Tek bir köpek bile görünmüyordu ortalıkta. Yağmur yağacağını hissedip bir yerlere sığınmışlardı anlaşılan. Belki hissettikleri başka şeyler de vardı, kim bilir. 

Bir tarafında iki katlı evler sıra sıra dizilmişti sokağın. Kimisi yeni beyaza boyanmış, kimisi bakımsızlıktan kararmıştı. Bir devin ağzındaki dişleri andırıyorlardı. Diğer tarafında ise mezarlık uzanıyordu. Sıra sıra mezar taşlarının dizili olduğu kasvetli bahçe. Sokak sanki insanın değişmez yazgısını sahneliyordu.

Bir gün bir taraftaydınız, diğer gün öbür tarafta.

O böyle şeylere aldırmazdı. Ne mezarlıktan korkardı, ne de kırık camlarından sizi birisinin gözetlediği izlenimine kapıldığınız tekinsiz evlerden. Her gece, ya bir sokak lambasının altında durup ya da mezarlık duvarının üstüne oturup beklerdi. Sokak tekinsiz de olsa elbet birileri geçerdi. Yolu kısaltmak isteyen cahil cesaretine sahip bir genç, boş evlerden birini otel olarak kullanmaya niyetli bir çift ya da mantığını içkiye teslim etmiş bir sarhoş, soyulacağından habersiz bu sokağa adım atardı.

17 Eylül 2012 Pazartesi

Öyle Roman Kahramanları Vardır ki...


Öyle roman kahramanları vardır ki, kitabı okuyup bitirseniz de bırakmaz sizi. Ete kemiğe bürünmezler belki;  yine de bir şekilde varlıklarını hissettirirler size.
Karamazov Kardeşler’le tanıştıysanız, o temiz yüzüyle ruhunuza işler Alyoşa. Bir çocuğu gülümsetip mutlu ettiğinizde yanı başınızda hissedersiniz bu en genç Karamazov’u. İki tek atmaya basık tavanlı bir meyhaneye uğrarsanız, Dimitri’yi görür gibi olursunuz karşı masanızda. Ve şeytanın, Ivan’dan sonra sizi de ziyaret etmesinden korkarsınız bitmek bilmeyen ayaz bir gecede.

Öyle roman kahramanları vardır ki, kitabı okuyup bitirseniz de bırakmaz sizi. Ete kemiğe bürünmezler belki; yine de bir şekilde varlıklarını hissettirirler size.
Hayran hayran baktığınız aynada Dorian Gray’in yüzünü görebilir, gri bir göğün altında yürürken omzunuza çarpıp ardına bile bakmadan yürüyüp giden hırpani görünüşlü bir genci Raskolnikov sanabilirsiniz. Ya da bunaltıcı düşlerden uyandığınızda bir sabah, kendinizi Gregor Samsa gibi kocaman bir böcek olarak bulacağınızı düşünebilirsiniz. Ve haytalık peşinde koştursa da yüreği tıka basa iyilikle dolu her çocukta Zeze’yi bulabilirsiniz.
Öyle roman kahramanları vardır ki, kitabı okuyup bitirseniz de bırakmaz sizi. Kim bilir, belki ete kemiğe de bürünürler.
Sonuçta hepimiz bir romanın kahramanları değil miyiz?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...