26 Kasım 2012 Pazartesi

Yeniden Merhaba Korku

Bir süredir korku filmi izlemiyordum. Geri dönüşü, uzun süredir merak ettiğim bir Wes Craven yapımı ile gerçekleştirdim: Breed (2006)


İyi bir açılış oldu mu diye soracak olursanız, olmadı diye yanıtlarım sorunuzu. Ne yalan söyleyeyim, Michelle Rodriguez olmasaydı sonuna kadar bile izlemez, filmi yarısında kapardım. Her sahnede kahramanlarımızdan bir parça et koparmaya çabalayan vahşi köpekler pek hoşuma gitmedi açıkçası. Belki de her gördüğü köpeğin boynuna sarılan bir adam olmamdır neden, kim bilir.

İyi kötü açılışı yapmıştım artık. Bir kurt adam filmi ile yola devam etmeye karar verdim. Werewolf: The Beast Among Us (2012) bende büyük bir beklenti uyandırmasa da eli yüzü düzgün bir film gibi göründü gözüme. Kara bir kumaş gibi dalgalanan gökyüzü, bu kumaşa dikilmiş kemikten bir düğmeyi andıran dolunay, ölüm saçan lanetli canavar, parçalanan zavallı kurbanlar, masum genç kız… E, insan daha ne ister ki bir korku filminden. Hemen izlemeye koyuldum. Ne yazık ki her geçen dakika, filme olan ilgimden bir parçayı alıp karıştırdı zamana. Karşımda vasat bir kurt adam filmi vardı. Ve yine yanlış bir seçim yaptığımı kabul etmem gerekiyordu.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Yolcu (Öykü - Bölüm 8/8)

12

Münzevi diğer yol göstericilerle birlikte bir günahkârın peşindeydi. İstese kaçmaya uğraşan ruhu anında yakalayabilirdi. Ama görevinin bu olmadığının bilincindeydi. Yapması gereken, diğerlerine yardım etmek ve onu trene doğru sürmekti. Günahkâr trene binince başka bir ruhun peşine düşeceklerdi. Ve bu böylece sürüp gidecekti.

Ta ki kıyamet kopana dek.

Bu yüzden münzevi, hızını ayarlayarak takibi sürdürdü, önündeki ruhun az önce onu öldürmeyi planlayan hırsıza ait olduğundan habersiz olarak.

   13

Hırsız ardına dönüp bakmaya korkuyordu. Zaten buna gerek de yoktu. Peşinde olduklarının farkındaydı. Hatta tepesinde uçuştuklarını hissediyordu, tıpkı akbabalar gibi. Kollarının altındaki şeffaf kanatlarını germiş tepesinde süzülüyorlardı.

Onlardan daha ne kadar kaçabileceğini bilemiyordu. Ya da nereye kaçabileceğini. Hatta isteseler onu anında yakalayabileceklerini düşünüyordu. Hala yakalanmamış olmasının nedeni onunla oynuyor olmalarıydı. Ama sonunda sıkılacaklardı. Sonunda sıkılacak ve onu yakalayacaklardı. Yakalayacaklardı ve… İşte bunu düşünmek istemiyordu. Bu yüzden kaçabileceği kadar kaçacaktı, çabuk sıkılmamalarını umarak.

6 Kasım 2012 Salı

Yolcu (Öykü - Bölüm 7/8)


“Öldüm…” İşte hırsızın, kulağına çalınan fısıltıdan anlayabildiği tek kelime bu oldu.  Kelime kulağına ulaşınca tüm bedeni buz kesti, tıpkı bir ölü gibi. Kitap elinden düştü, zemine çarptı ve sayfaları iskambil kâğıtları gibi etrafa saçıldı.

“Kim var orada?” dedi, ağlamaklı bir ses tonuyla, feneri odanın içinde dolaştırırken. Karanlık sessiz kalmayı tercih etti. Soluğunun ve camı döven yağmurun dışında bir ses işitilmiyordu.

“Her kimsen…” Tükürüğünü yutamayınca cümlesini tamamlayamadı. Öksürmeye başladı. Neredeyse kendi tükürüğüyle boğulacaktı. Bedeni en ilkel dürtüsünün egemenliği altına girmiş, tüm mantıklı düşünceleri uçup gitmişti. Az önce avcı olan kişi şimdi ava dönüşmüş titriyordu.

Bir an kendi kendini korkuttuğunu düşündü ve kontrolünü kaybetmemeye çalıştı. Köşk eskiydi ve dışarıda hava çıldırmıştı. Rüzgâr mermi gibi kullandığı yağmur damlalarıyla köşke saldırıyor, asırlık tahtaları gıcırdatıyordu. Karanlık bir odadaydı ve az önce elinde hayatı boyunca rastladığı en korkunç kitabı tutuyordu. Bu durumda olan bir kişi duymak istediğini duyar, görmek istediğini görürdü.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...