26 Kasım 2012 Pazartesi

Yeniden Merhaba Korku

Bir süredir korku filmi izlemiyordum. Geri dönüşü, uzun süredir merak ettiğim bir Wes Craven yapımı ile gerçekleştirdim: Breed (2006)


İyi bir açılış oldu mu diye soracak olursanız, olmadı diye yanıtlarım sorunuzu. Ne yalan söyleyeyim, Michelle Rodriguez olmasaydı sonuna kadar bile izlemez, filmi yarısında kapardım. Her sahnede kahramanlarımızdan bir parça et koparmaya çabalayan vahşi köpekler pek hoşuma gitmedi açıkçası. Belki de her gördüğü köpeğin boynuna sarılan bir adam olmamdır neden, kim bilir.

İyi kötü açılışı yapmıştım artık. Bir kurt adam filmi ile yola devam etmeye karar verdim. Werewolf: The Beast Among Us (2012) bende büyük bir beklenti uyandırmasa da eli yüzü düzgün bir film gibi göründü gözüme. Kara bir kumaş gibi dalgalanan gökyüzü, bu kumaşa dikilmiş kemikten bir düğmeyi andıran dolunay, ölüm saçan lanetli canavar, parçalanan zavallı kurbanlar, masum genç kız… E, insan daha ne ister ki bir korku filminden. Hemen izlemeye koyuldum. Ne yazık ki her geçen dakika, filme olan ilgimden bir parçayı alıp karıştırdı zamana. Karşımda vasat bir kurt adam filmi vardı. Ve yine yanlış bir seçim yaptığımı kabul etmem gerekiyordu.

2 Ekim 2012 Salı

29 Eylül 2012 Cumartesi

'Lili': Kaybettiğimiz Masumiyetin Filmi

 
Sonu en başından tahmin edilse de, yüzümüzde sürekli bir tebessümle seyredeceğimiz, kaybettiğimiz masumiyeti bize hatırlatacak harika bir klasiktir “Lili”.
 
Yazıya ulaşmak için:

'Lili': Kaybettiğimiz Masumiyetin Filmi - Milliyet Sanat / Art Blog

17 Eylül 2012 Pazartesi

Öyle Roman Kahramanları Vardır ki...


Öyle roman kahramanları vardır ki, kitabı okuyup bitirseniz de bırakmaz sizi. Ete kemiğe bürünmezler belki;  yine de bir şekilde varlıklarını hissettirirler size.
Karamazov Kardeşler’le tanıştıysanız, o temiz yüzüyle ruhunuza işler Alyoşa. Bir çocuğu gülümsetip mutlu ettiğinizde yanı başınızda hissedersiniz bu en genç Karamazov’u. İki tek atmaya basık tavanlı bir meyhaneye uğrarsanız, Dimitri’yi görür gibi olursunuz karşı masanızda. Ve şeytanın, Ivan’dan sonra sizi de ziyaret etmesinden korkarsınız bitmek bilmeyen ayaz bir gecede.

Öyle roman kahramanları vardır ki, kitabı okuyup bitirseniz de bırakmaz sizi. Ete kemiğe bürünmezler belki; yine de bir şekilde varlıklarını hissettirirler size.
Hayran hayran baktığınız aynada Dorian Gray’in yüzünü görebilir, gri bir göğün altında yürürken omzunuza çarpıp ardına bile bakmadan yürüyüp giden hırpani görünüşlü bir genci Raskolnikov sanabilirsiniz. Ya da bunaltıcı düşlerden uyandığınızda bir sabah, kendinizi Gregor Samsa gibi kocaman bir böcek olarak bulacağınızı düşünebilirsiniz. Ve haytalık peşinde koştursa da yüreği tıka basa iyilikle dolu her çocukta Zeze’yi bulabilirsiniz.
Öyle roman kahramanları vardır ki, kitabı okuyup bitirseniz de bırakmaz sizi. Kim bilir, belki ete kemiğe de bürünürler.
Sonuçta hepimiz bir romanın kahramanları değil miyiz?

3 Ağustos 2012 Cuma

Hansel ve Gretel Elm Sokağı'nda

Gretel, cadının fırının ağzına eğildiği anı fırsat bilmiş. “İşte tam zamanı!” diye düşünmüş. Tüm gücünü toplamış. Cadıyı tuttuğu gibi fırındaki alevlerin arasına itivermiş. Cadı fırında cayır cayır yanarken, o mahzene koşmuş. Sevinçle bağırıyormuş:
“Kurtulduk Hansel! Cadıdan kurtulduk!”
Grimm Kardeşler, “Hansel ve Gretel”

Hepimizin bildiği masal, defalarca kez duyduğumuzdan mı, yoksa aklımıza bir çocuk kitabında yer alan masum bir öykü olarak kazındığından mı bilinmez ama hiçbir zaman bir korku öyküsü olarak görünmemiştir gözümüze.    

Siz bakmayın masum bir masal kılığına büründüğüne, aslında rahatlıkla bir korku öyküsü sayılabilir, tıpkı diğer pek çok masalın sayılabileceği gibi. (Karnı yarılıp içine taş doldurulduktan sonra kuyuya atılıp boğulan hain kurdu, kurduğu hayaller son kibritiyle birlikte tükenip gidince donarak can veren kibritçi kızı getirin aklınıza.)  

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...