20 Mayıs 2013 Pazartesi

Firar (Öykü)


İşi, gününün yarısını yemeden doymayan iştahlı bir canavardı. Yazmaya harcayacağı altın değerindeki saatleri, dakika dakika midesine indiriyordu. Bazen doymayıp fazladan birkaç saatini yutuverdiği de olurdu.
Ama bu canavar gecelere ve pazar günlerine dokunmuyordu neyse ki. Az bir zaman da değildi bu. En azından hiç yoktan iyiydi. Zaten kendisi gibi, henüz yeteneğini kanıtlamamış hangi yazarın bir canavarı yoktu ki?  Hangisi böyle bir lükse sahipti? Şimdilerin ünlü yazarlarının da canavarları olmuştu. Ama onlar canavarın ağzından dökülen zaman kırıntılarını ölümsüz eserler yaratmak için kullanmayı başarabilmişlerdi. Gün gelmiş yazmak işleri olmuştu. 
Ve canavarları açlıktan ölmüştü.
O da başarabilirdi bunu. Birkaç saat daha az uyurdu. Hatta gerekirse sadece birkaç saat uyurdu. Fiziksel ve zihinsel yorgunluğuna aldırmazdı. Daktilosunun başına geçer, tüm hayal gücünü beyaz sayfalara yansıtırdı. O yazarlardan ne farkı vardı ki?  Onun da iki eli, on parmağı, kaliteli bir daktilosu ve en az onlarınki kadar geniş olduğuna inandığı bir hayal gücü vardı. Evet, başarabilirdi bunu. Başaracaktı.
Gün gelecek onun canavarı da ölecekti.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...